hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2017 Çarşamba

İnsanlardan Daha Fazla Et Tüketiyorlar!!

Hiç yorum yok
Örümcekler bilindiği üzere etçil canlılardır. Ancak örümcek deyip geçersek bu muazzam varlıklara haksızlık etmiş oluruz. Zararsız, kendi halinde olanlarıyla birlikte ekosistemin en tehlikeli, en şaşırtıcı yeteneklere sahip olan canlılarını da içinde barındıran bir tür.

Bu canlıların ekosistemdeki payı o kadar büyük ki boyut olarak insanlara oranla çok daha küçük olmalarına rağmen dünya üzerindeki insanların yıllık et tüketim miktarının ortalama iki katı kadar et tüketiyorlar!!

Örümcekler yaşamaya devam etmek için her gün kendi vücut ağırlıklarının %10'u kadar et tüketiyor. Yani bu 100 kiloluk bir insanın günde 10 kilo et yemesine denk geliyor. Bir insan için imkansız olan bu oran bir örümcek için doğal bir ihtiyaç. İsviçreli araştırma ekibi tarafından elde edilen sonuçlar örümceklerin bir yıl boyunca toplam ortalama 800 milyon ton ava ulaştığını gösteriyor. Avların tümünü et olarak düşünürsek doğadaki diğer canlılara oranla hayli yüksek bir miktar. İnsanların yıllık et tüketimi ise 400 milyon ton kadar.
Dünya üzerinde 25 milyon ton kadar yaşayan örümcek olduğunu belirleyen İsviçrede'ki Basel Üniversitesi araştırma ekibi, edinilen rakamsal tahminleri ormanlar, ekili alanlar, otlaklar, bataklıklar ve farklı yaşam alanlarından alınan biyokütle ortalamalarına dayandırıyor. Örümceklerin çoğunlukla hafif hayvanlar olduğunu düşünürsek sayıca da ne kadar kalabalık bir aile olduklarını tahmin edebiliyorsunuzdur. Dikkatinizi çekmeliyim ki dünya üzerinde yaşayan 7.2 milyar insanın ortalama ağırlığı 450 milyar ton. Bu aradaki uçurum kadar farka rağmen örümcekler et tüketimi konusunda insanlardan çok daha önde.
örümcek ağı wallpaper
Örümceklerin avladıkları canlıların yaklaşık %90'ı böcek ve benzeri canlılar. Her yıl milyonlarca böcek ve benzeri canlıları avlayan örümceklerin ekosistem içerisindeki rolünün önemini kavrayabiliyorsunuzdur.

Aslında örümceklerden korkmak yerine onlara büyük minnet beslememiz gerekiyor. Çünkü kendisinden sayıca çok daha fazla olan diğer böcekleri avlayarak bir bakıma bizi korumuş oluyorlar. Diğer böceklerin başlıca düşmanı olan örümcekler üreme ve çoğalma konusunda sınır tanımayan bu canlıları dizginlemek için en etkili silah. Örümceklerin olmadığı bir dünyada ekosistemin kısa süre içinde çökeceği ve insanoğlu dahil çoğu türün yok olacağı aşikar.
Devamını Oku

12 Eylül 2017 Salı

O Astroit 30 Saniye Gecikseydi Dinozorlar Yaşıyor Olacaktı!!

Hiç yorum yok
İlerleyen teknoloji ve günümüzde kalıntıların daha iyi incelenebiliyor oluşu bize geçmiş hakkında gizemini koruyan konuları açığa çıkartmakta yardımcı oluyor. Bu konulardan biri benim de çok ilgili olduğum dinozorların yok oluşu ve buna sebebiyet veren astroit.

Eğer Dünya'ya çakılıp dinozor gibi muazzam canlıların ölümüne sebep veren astroit 30 saniye daha geç çarpsaydı dev yaratıklar hala yaşamlarını sürdürüyor olacaklardı!!

Qijiang Dragonu
30 saniyede dünya, kendi ekseni etrafında dönüşü sebebiyle astroiti okyanusla göğüsleyecekti ve astroitin karaya çarparak yarattığı etkiyi su ile soğurmuş olacaktı. Bu soğurma da astroitin yarattığı yıkıcı etkiyi büyük oranda azaltacaktı ve bir kısmı yok olsa da dev canlılar bu etkiye dayanabilecekti.

Sanılanın aksine Dünya'ya çarpan astroit uydumuz olan ay kadar büyük boyutlarda değil. Dünya'nın kaderini değiştiren astroitin çapı yalnızca 10 kilometre idi. Yani dünyayı bir futbol topu olarak düşünürsek dinozorların neslini sonlandıran astroitin boyutu bir kum tanesinden daha küçük olmuş oluyor. Bir futbol topuna kum tanesinin hızla çarpması ile oluşan etki pek yıkıcı olmaz. Ancak gezegenimize çarpan astroitin yıkıcılığı da çarptığı anda aşırı darbe uygulamasından ziyade, açığa çıkardığı tüm atmosferi kaplayan gaz ve toz bulutu. İyi ki o astroit karaya çarptı ve dinozorlar yok oldu. Eğer yok olmasalardı memelilerin var oluşu ve gelişimi çok daha yavaş ilerleyecekti. Hatta insanoğlu günümüzde hiç var olmamış bile olabilirdi.
T-rex
Dünyaca ünlü kanal BBC'de yayınlanan belgeselde astroitin Meksika'daki Yucatan Yarımadası'nın 40 kilometre uzağına yaklaşık 66 milyon yıl önce çarptığı ve 180 kilometre genişliğinde, 32 kilometre derinliğinde dev bir krater oluşturduğundan bahsedilmiş. Bu devasa değerleri hayal etmesi bile zor. 

Astroitin çarptığı noktada yoğun miktarda sülfür olması ve devasa astroitin zemine saatte 64.000 kilometre hızla çarpmış oluşu zemini neredeyse buharlaştırdı ve tüm atmosferi kaplayan sülfür gazını açığa çıkardı. Dinozorların sonunu getiren asıl sebep de bu sülfür gazı oldu. Büyük çarpmanın şiddeti ile oluşan deprem ve devasa tsunamiler ilk etapta dinozorların %25'ini yok etti ancak can alıcı nokta astroitin çarptığı noktanın sülfür bakımından çok zengin oluşuydu. Açığa çıkan yoğun sülfür gazı katmanı atmosferi 10 yıl boyunca esir aldı ve güneş ışığını neredeyse tamamen kesti. Bu süreç içerisinde küresel bir kış yaşandı ve küresel kış beraberinde açlığı, dolayısı ile küresel yok oluşları doğurdu. Dinozorlar da bu yok oluşun parçası oldu.
Spinosaurus
Eğer astroit 30 saniye daha gecikseydi dev astroit Pasifik ya da Atlantik Okyanusu sularına çarpacaktı ve yarattığı yıkım sülfür yerine atmosfere su buharı yayacaktı ve sülfürün yarattığı yoğun gaz bulutu ile oluşan küresel kış ve açlık yaşanmayacaktı, bu sayede dinozorlar aç kalmayacak ve yaşamlarına devam edeceklerdi. Yani astroitin Dünya üzerinde nereye çarptığı çok önemliydi. Talihsiz dinozorların nesli astroitin sülfür bakımından zengin topraklara çarpması gibi küçük bir ihtimalin gerçekleşmesi ile tükendi. Gerçekleşen bu ihtimal memelilerin dolayısı ile bizlerin gelişimine sebebiyet verdi. 

Birçok araştırmacının üzerinde çalıştığı bu uzak tarih 150 milyon yıl boyunca yeryüzünün hakimi olan bu devasa canlıların yok oluşu ve bizlere yaşam için zemin hazırlanışı arkasındaki sır perdesini aralamış oldu.

Araştırmacıların sonuçlarına dayanarak hazırlanmış olan, bu yazının da esin ve bilgi kaynağı olan belgesel dizi The Day The Dinosaurs Died BBC kanalında yayınlanıyor.
Devamını Oku

21 Aralık 2016 Çarşamba

Cinsel Organı Alnında Olan Hayalet Köpek Balığı

Hiç yorum yok
Yalnızca Avustralya, Yeni Zelanda, Kaliforniya ve Yeni Kaledonya açıklarında olduğu bilinmesine rağmen bu zamana kadar görüntülenemeyen hayalet köpek balığına ait ilk görüntüler, ilk kez bu yazın sonlarına doğru elde edildi.
Çok nadir olduğu belirtilen bu köpek balığı türünün varlığından 2002 yılına haberimizin bile olmadığını belirten Monterey Körfezi Akvaryum Araştırmaları Enstitüsü, insansız yapılan bir dalgıç ile görüntülenen hayalet köpek balıklarının en ilginç özelliğinin ise cinsel organlarının ‘alnında’ bulunuyor olmasını gösteriyor. Ayrıca bilim insanları, söz konusu canlının ‘geri çekilebilir penise sahip olan ilk canlı’ olabileceğini fakat işlevinin tam olarak nasıl gerçekleştiğinin bilinmediğini söylüyorlar. 
Pasifik Köpekbalığı Araştırma Merkezi program direktörü Dave Ebert, insansız dalgıcın aslında bu köpek balığını aramadığını, şans eseri görüntülendiğini söylüyor. Yayınlanan videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.


Devamını Oku

21 Eylül 2016 Çarşamba

Dünya Üzerinde Keşfedilmiş En Dayanıklı Canlı - Tardigrad

1 yorum



Dünya Üzerinde Keşfedilmiş En Dayanıklı CanlıBu yazımızda, keşfedilmiş en dayanıklı canlılar olan Tardigradları inceleyeceğiz. Tardigradlar o kadar dayanıklıdırlar ki en uç ortamlarda sıkıntı çekmeden canlı kalabilirler. Uzun süredir dünya üzerinde bulunan bu ilginç canlılar bilimin oldukça ilgisini çekmektedir.

1. Nasıl Keşfettik?




Tardigradlar -ayrıca su ayıları ya da yosun domuzcukları diye de bilinir- ilk kez 1773 yılında Alman papaz Johann A. E. Goeze tarafından tespit edilmiştir. Yavaş adımlılar anlamına gelen tardigrada ismini biolojist Lazzaro Spallanzi vermiştir.

2. Anatomisi Nasıldır?




Anatomisi Nasıldır?
4 çift kısa ayağı bulunan, omurgasız, solunum organı olmayan genellikle sulu ortamlarda yaşayan mikroskobik canlılardır. Bir iğne ucuna oldukça fazla tardigrad sığabilir.

3. Nerede Yaşarlar?




Nerede Yaşarlar?
Tardigradlar aşırı derecede uç ortamlarda yaşarlar. Kaynar sudan iyonlaştırıcı radyasyona, buzulların içerisinden vakumsuz uzay ortamına ve okyanusun en dip noktalarında dahi canlı bir şekilde bulunabilirler.

4. Ne Kadar Kalabalıklar?




Ne Kadar Kalabalıklar?
Günümüzde, Tardigrada şubesine bağlı 1000 farklı Tardigrad türü tanımlanmış bulunmakta. Yemek veya su olmadan 10 yıldan fazla yaşayabilir ve çok az suyun bulunduğu kurak ortamlara adapte olup nesillerini sürdürebilirler. O kadar çok fazladırlar ki vücudumuzda bile oldukça kalabalıklardır.

5. Ne Zamandır Varlar?




Ne Zamandır Varlar?
Tardigradların soyu dinozorların öncesindeki zamana kadar uzanıyor. O kadar dayanıklıdırlar ki -dinozorları bile yok eden doğal afette dahil- beş büyük doğal afetten sağ çıkmışlardır.

6. Peki Tardigrad’lar bu aşırı ortamlara nasıl dayanabiliyorlar?




Peki Tardigrad’lar bu aşırı ortamlara nasıl dayanabiliyorlar?
Aslında Tardigrad’lar aktif olarak hayatta kalmıyorlar. Onun yerine Cryptobiosis (Kriptobiosis) adı verilen yarı-ölü evreye geçiyorlar. Kış uykusuna benzer bu
evrede, metabolizma hızı neredeyse sıfırlanıyor. Cryptobiosis evresinde en belirgin değişikliklerden biri ise programlı su kaybı. Tardigrad’lar hücrelerindeki suyu atarak, olası kristallenmeleri önlüyor. Bu direnç mekanizmasına da Cryobiosis adı veriliyor. Su kaybı, radyasyon direncinde de rol alıyor. Bu konu ile ilgili çalışmalar sürse de, temel direncin, vücutlarındaki düşük seviye
sudan geldiği öne sürülüyor.

7. Bilim İçin Neden Önemliler?




Bilim İçin Neden Önemliler?
Tardigrad’ların bu “hayatta kalma becerilerini” diğer organizmalara da uygulanmasını sağlayabilir. Nitekim, 2004 yılında bu konu ile ilgili gerçekleştirilen çalışmalar, aşı teknolojilerinde bazı gelişmeleri sağlamış bile. Cryptobiosis özelliği ile, bazı patojenleri öldürmeden kurutmak mümkün. Bu sayede, aşının içeriğindeki “zayıflatılmış organizmalar” kuru şekilde saklanabiliyor. Ayrıca uzay yolculuklarında dondurarak uyutma işlemi mümkün olabilir.

Kaynak: https://onedio.com/haber/en-dayanikli-canli-tardi...
Devamını Oku

1 Eylül 2016 Perşembe

Tarih Öncesi Dönemin Devasa Kuşu

Hiç yorum yok
 Özellikle Yeni Zelanda ormanlarında uzun yıllar boyunca yaşamış, sonrasında ise nesli tükenmiş uçamayan bir kuş olan Moa, 3 metreyi aşan boyu ile oldukça büyüleyici bir varlıktı. Nesilleri tükenen bu varlıklardan günümüze sadece fosilleşmiş birkaç kemik kalmış durumda ancak; Yeni Zelanda'daki Owen Dağı'nda bir mağarada bulunan bu şey, bu canlılara dair en somut kanıt niteliğinde.

 Oldukça başarılı bir şekilde korunmuş olan pençenin 3000 yaşında olduğu tahmin edilmekte.

moa kuşu
İyi şekilde korunmuş Moa pençesi

Devamını Oku

13 Nisan 2016 Çarşamba

AÇ AHTAPOT VAHŞİLİĞİ!!

4 yorum
Bir ahtapot uzun süre aç kalırsa kendi kollarını yiyerek hayatına devam edebilir.
Ahtapot
Ahtapot 
Devamını Oku

6 Mart 2016 Pazar

Gelmiş Geçmiş Uçan En Büyük Canlı; "Pelagornis Sandersi"!!

1 yorum
Pelagornis Sanders
Pelagornis Sanders
Arkeologlar, dünyanın görmüş olduğu en büyük kuşun kalıntılarını bulduklarını açıkladı. ABD’de yapılan kazılarda kemiklerine ulaşılan Pelagornis Sandersi’nin kanat uzunluğu 7 metre.
ABD’nin Güney Carolina eyaletindeki Charleston kentinde yapılan kazılar, şimdiye kadar bulunan dünyanın en büyük kuşunun kalıntılarına ulaşılmasını sağladı. Charleston Uluslararası Havaalanının bulunduğu bölgede yapılan kazılarda, 25-28 milyon yıl öncesine ait dev bir kuşun kalıntıları bulundu. Arkeologlar, dev fosili çıkarmak içinkepçe kullanmak zorunda kaldılar.
Kuzey Carolina eyaletinin Durham kentindeki Ulusal Evrim Sentez Merkezi yazarı ve Connecticut’un Greenwich şehrindeki Bruce Müzesi’nde paleontolog ve bilim küratörü Dan Ksepka, keşifle ilgili yaptığı açıklamada, “Tek başına üst kanat kemiği kendi kollarımdan uzun. Game of Thrones’dan (Amerikan TV dizisi) çıkmış bir ejderha gibi” ifadesini kullandı.
Ksepka, Pelagornis sandersi’nin günümüzde en büyük kanat genişliğine sahip olan albatros kuşunun neredeyse iki katı büyüklüğünde olduğunu söyledi. Pelagornis sandersi, 160 kişinin sığabileceği bir odanın uzunluğuna ait kanatlarıyla, kendisinden önce en büyük kuş olma unvanına sahip Argentavis magnificens’i de ikinci sıraya itti.
Araştırmacılar, dev kanatları çok ince ve hafif kemiklere sahip olan kuşun çok iyi uçabildiğini, ancak kısa bacaklarıyla karada o kadar iyi hareket edemediğini tahmin ediyor. Kemikler üzerinde yapılan analizler, kuşun dev kanatları sayesinde planör gibi havada süzülerek uçmakta başarılı olduğunu gösterdi.
KOŞARAK HAVALANIYORDU
Ksepka ve meslektaşları, çok iyi uçabilmesine rağmen Pelagornis sandersi’nin dev kanatlarıyla nasıl havalandığını anlamak için bilgisayar üzerinde simülasyonlar gerçekleştirdi.
Analizler, dev kuşun dik durarak havalanamayacağını ancak yamaç aşağı koşarak yerden yükseldiğine işaret etti. Ayrıca, dev kuşun ani rüzgarların etkisiyle bulunduğu noktadan havalanabildiği düşünülüyor.
Discovery News’in verdiği bilgiye göre, Pelagornis sandersi, okyanusların yüzeyinden doğan hava akımları sayesinde saatlerce kanat çırpmadan uçabiliyordu. Deniz canlılarıyla beslendiği düşünülen dev kuş, belli aralıklarla suya inerek avlanıyordu.
Bilim insanları Pelagornis sandersi üzerinde yapılacak araştırmalarla, dinozorların yok olmasından sonra yaşamış olan dev kuşun neden hayatta kalamadığını ortaya çıkarmak istiyor. Kuşların geçmişi hakkında yeni bilgiler sunacak olan Pelagornis sandersi, aynı zamanda yeni nesil hava araçlarının da geliştirilmesini sağlayabilir.
Devamını Oku

11 Ekim 2015 Pazar

Çölün Gözleri: Kum Akrepleri

Hiç yorum yok
kum akrebiÇöl bilindiği üzere hayvan popülasyonunun az olduğu ve yalnızca çölün zorlu şartlarına dayanabilen hayvanların yaşadığı bir coğrafyadır. Kum Akrepleri ise bu zorlu çöl şartlarını ilginç yetenekleri ile adeta çocuk oyuncağına çeviriyor. Neredeyse gözleri kör denebilecek seviyede görmeyen bu akrep türüne büyük bir lütuf bahşedilmiştir. Kum Akrepleri'nin ayak ucunda milimetrenin milyonda birinden bile daha küçük titreşimleri hissetmesini sağlayan algılayıcılar bulunur. Bu algılayıcılar sayesinde kum üzerindeki avının nerede olduğunu, ne tarafa ilerlediğini, boyutunu kestirip görmesine gerek kalmadan daha da net kararlar verebilir ve avlanabilir yada düşmanlarından kurtulabilir.
Devamını Oku

9 Aralık 2014 Salı

4 Ekim 2014 Cumartesi

Kaç Çeşit Arı Vardır?

Hiç yorum yok
Tam 16 bin çeşit arı türü olduğunu biliyor muydun?
çiçekte arı
ARI
Devamını Oku

2 Ekim 2014 Perşembe

En Uzun Mesafe Uçucusu

Hiç yorum yok
Kutup sumrusu (Sterna paradisaea), Kuzey Kutup Dairesi'nin kuzeyindeki adalarla Antartika arasında, gidiş geliş yaklaşık 30.000 kilometreyi okyanus üzerinden uçabiliyor. Kuzey kuyrukkakanı (Oenanthe oenanthe) ise aynı mesafeyi, Alaska ve Afrika arasında, Asya üzerinden uçarak kat ediyor.

kutup sumrusu
Kutup Sumrusu
Devamını Oku

30 Haziran 2014 Pazartesi

Yengeçteki İlginç Özellik

Hiç yorum yok
yengeç
Yengeç
Yengeçler Gözlerini Kaybedince Yenisi Çıkartabilme Özelliğine Sahiptirler.
Devamını Oku

16 Haziran 2014 Pazartesi

İlginç Kurbağa: Rheobatrachus

1 yorum
Rheobatrachus kurbağalarının yumurtaları sindirim sistemlerinde gelişir ve yavru, annelerinin ağzından çıkarak dünyaya gelir.
Devamını Oku

11 Haziran 2014 Çarşamba

En Enteresan Kuşlardan : KİVİ KUŞU

Hiç yorum yok
Kanatsız kuş mu olur demeyin. Dünya üzerinde yaşayan tek kanatsız kuş, Yeni Zellanda’da Yaşayan Kivi Kuşu'dur.

Devamını Oku

Hızlı ve Duygusal

Hiç yorum yok
gemiyle yarışan yunus
Gemiyle yarışan yunus
Kaptanlar gemiyle yol alırken yunuslarla karşılaştıklarında hız keserler. Çünkü yunuslar aşırı duygusal hayvanlardır. Bu sebeple yaygın ve enteresan bir inanışa göre gemiyle yarışını kaybeden yunuslar çöküntü yaşayarak intihar edebilir.
Devamını Oku

Habeş Tavukları

Hiç yorum yok
ilginç tavuklar
Habeş Tavukları
Sizce resimdeki tüylü hayvanın türü ne? Evet tahmin etmesi biraz zor ancak bunlar nadir bulunan bir tavuk türü olan  habeş tavukları.
Devamını Oku

23 Mart 2014 Pazar

Mavi Balinanın Ağırlığı

Hiç yorum yok
Ortalama bir mavi balinanın ağırlığı ortalama 40 filin ağırlığı kadardır. Bu demektir ki mavi balinanın dili bir filden daha ağır bir kütleye sahiptir.
mavi balina

Devamını Oku

19 Mart 2014 Çarşamba

8 Kasım 2012 Perşembe

5 Kasım 2012 Pazartesi

Paytaklığın Faydaları

Hiç yorum yok
penguenlerPenguenlerin neden sürekli sarkaç hareketiyle yürüdüğü hep merak edilmiştir. Penguenler sarkaç hareketiyle yürüyerek enerjilerini en düşük seviyede kullanmayı başarıyorlar. Hatta bazen enerji harcamamak için buzun üstünde gövdeleriyle kayarak hareket ediyorlar.
Devamını Oku